
İstanbul, 14 Haziran 2026 – Anadolu’nun bağ mirasını, yerli üzüm çeşitlerini ve yaşlı bağların geleceğini odağına alan Kök Köken Toprak, dördüncüsü Beykoz Kundura ev sahipliğinde gerçekleşti. İlk kez 2019 yılında düzenlenen ve pandemi sonrası iki yılda bir tekrarlanan buluşma, bu yıl da Türkiye üzümlerinin kimliğini, belleğini ve geleceğe taşınabilecek özgün değerlerini tartışmaya açtı.
Kök Köken Toprak’ın çıkış noktasında yalın ama güçlü bir soru yer alıyor: Türkiye bu kadar zengin bir üzüm çeşitliliğine sahipken, neden bu mirası yeterince değerlendiremiyor? Türkiye dünyanın en geniş bağ alanlarına sahip ülkelerinden biri olmasına rağmen ve katma değeri çok daha yüksek şarap yapımında kullanılmıyor? Üretilen üzümlerin çok küçük bir bölümü şarap yapımında kullanılıyor. Geri kalan büyük bölüm sofralık, kurutmalık ya da farklı ürünlere dönüşürken, özellikle ekonomik baskılar altında çok sayıda yaşlı bağ sessizce kayboluyor.
Bu yılki buluşma, bağcılığı yalnızca tarımsal bir üretim alanı olarak değil, aynı zamanda bir hafıza meselesi olarak ele aldı. Anadolu’nun farklı bölgelerinde hâlâ ayakta duran yaşlı asmalar, yerli üzüm çeşitleri ve kimi bölgelerde varlığını sürdüren aşısız bağlar, Türkiye şarabı için yalnızca geçmişe ait bir değer değil; geleceğe dönük güçlü bir ifade alanı olarak değerlendirildi.
Kök Köken Toprak’ın kurucu yaklaşımı, bu mirası romantize etmekten çok görünür kılmayı hedefliyor. Yerli üzümler, yaşlı bağlar ve az müdahaleli üretim pratikleri, Türkiye şarabının dünyayla daha özgün bir dille konuşabilmesi için önemli bir zemin sunuyor. Etkinlikte, iyi şarap üretmenin ötesinde; doğru konumlanma, sürdürülebilir bağcılık, yerel çeşitlerin korunması ve bu alanda kalıcı bir kültürel-ekonomik anlatının kurulması gerekliliği öne çıktı.
Kök Köken Toprak, bu yıl da bağları yalnızca üretim alanı değil, Anadolu’nun yaşayan mirası olarak görmeye çağırdı. Buluşmanın temel mesajı, kalan bağları kaybetmeden, eldeki çeşitliliği tanımak, korumak ve anlatmak üzerine kuruldu: Yerli üzümleri birer alternatif değil, Türkiye turizminin merkezi bir değeri olarak da düşünmek gerektiği vurgulandı.
